Celal hoca’nın demagojik iddialarına bilimsel cevaplar

19 Mart 2009 tarihinde yayınlanan “Siyaset Meydanı” programına konuk olan Celal Şengör, artık kesin yenilgi ile yerle bir olmuş olan Darwinizm’i savunabilmek için çeşitli izahlarda bulunmuştur. Şengör, ikna edemediği genç bir topluluğun karşısında Darwinist demagoji metodlarını kullanarak yıllardır tekrarlanmış ve geçersizliği ispatlanmış konuları tekrar gündeme getirmeye çalışmış ve cevap veremediği noktalarda bu konuları külliyen inkar etmiştir. Söz konusu izahlar, bu program vesilesiyle tekrar gündeme getirilmiş olduğundan, konu hakkında hatırlatıcı açıklamalarda bulunma gereği hasıl olmuştur. Celal Şengör’ün iddialarını ve bunların kesin bilimsel cevaplarını aşağıda bulabilirsiniz.


1.       “Tonlarca ara fosil olduğu ve dinozor türlerinin ara fosilleri temsil ettiği” aldatmacası

 

3.       İlkel Atmosferde Oksijen Olmadığı Aldatmacası

 

5.       Balinaların Ayılardan Evrimleştiği Açıklamasının Darwin’e Ait Olmadığı İddiasının Geçersizliği

7.       Gözün indirgenemez komplekslikte bir yapı olmadığına ve gözün evrimleştiğine dair iddiaların geçersizliği

9.       Bakterilerin antibiyotik direncinin evrime delil olduğu iddiasının geçersizliği

10. "Küçük bir evrimle" fotosentetik bakteri oluştu ve oksijen üretti aldatmacası

11. İnsanın atasının mağaralarda yaşadığı iddiasının geçersizliği

12. İnsanın düşünebilme yeteneğinin diğer canlılarla aynı olduğu aldatmacası


13. Yeryüzündeki Ahenki Düzensizlik Olarak Göstermeye Çalışma Yanılgısı

14. Her Yıl Yeni Türlerin Evrimleştiği İddiasının Geçersizliği

15. Siyaset Meydanı Programında Hiç Bahsedilmeyenler

 
 
 

 

 

 

 


ÖZET AÇIKLAMALAR:


Mutasyon İddİasI

  1. Mutasyonlar canlıya ya zarar verir ya da etkisizdir. Faydalı mutasyon yoktur. (Hiroşima, Çernobil, cücelik, kanser).

  2. Mutasyon DNA’ya yeni bilgi eklemez. Oysa yeni bir türün ya da yeni bir özelliğin oluşması için bu gereklidir. (Kanadı olmayan bir canlıda yeni bir kanat çıkmaz, ancak iki bacak yerine üç bacak olur.)

  3. Tesadüfen tek bir hücre dahi oluşturulamaz. Bunu iddia eden kişiler bugüne kadar laboratuvar şartlarında bir tane canlı bir varlık ya da hücre oluşturamamışlardır.

(Detaylı bilgi için tıklayınız)

 
 

 
4 ayaklIlIktan 2 ayaklIlIğa geçİş İddİasI

  1. 4 ayaktan 2 ayağa kalkmak bir avantaj değildir. Dört ayaklılık gizlenmek ve avlanmak açısından daha hızlı ve verimlidir. Ayrıca hayvanlar bir tespit yapmak istedikleri zaman iki ayağı üzerine kalkabilirler.

  2. Bir canlının evrimcilerin iddiasına göre 4 ayaktan 2 ayağa geçene kadar birçok ara duruş yaşaması gerekir. Bu da, evrimcilerin iddiasına göre bile imkansızdır.

(Detaylı bilgi için tıklayınız)


 
DİNOZORLARIN KUŞA EVRİMLEŞTİĞİ İDDİASI

Evrimcilere göre ilk önce otobur dinozorlar vardı. Sonra bunlar, küçük yapılı ve etobur dinozorlara, ardından da kuşa dönüştü. Bu bir safsatadır, çünkü:
  1. Etobur ve otobur dinozorlar aynı dönemde yaşamışlardır. Dinozorlarla aynı dönemde 150 milyon yıllık mükemmel bir kuş olan Archaeopteryx vardı.

  2. Kuşların akciğerleri, ayak yapıları, çene, damak ve diş yapıları, kemik yapıları kara canlılarınkinden tamamen farklıdır.

  3. Dünyadaki en kıdemli kuşbilimci Darwinist Alan Feduccia dinozordan kuşa evrimleşme masalı hakkında şunları söyler:
"25 sene boyunca kuşların kafataslarını inceledim ve dinozorlarla aralarında hiçbir benzerlik görmüyorum. Kuşların dört ayaklılardan evrimleştiği teorisi, paleontoloji alanında 20. yüzyılın en büyük utancı olacaktır." (New Scientist, 1 Şubat 1997, s. 28)

 
(Detaylı bilgi için tıklayınız)

 

 

 

SÜRÜNGENDEN MEMELİYE GEÇİŞ İDDİASININ GEÇERSİZLİĞİ

Darwinistler iki çene kemikli Therapsidleri sürüngenlerle memeliler arasında bir geçiş formu olarak göstermeye çalışırlar. Bu iddia geçersizdir, çünkü:

  1. 3 parmaklı, 2 parmaklı, tek parmaklı hayvanlar vardır. Kafatası kemikleri de her canlıda farklıdır. Dolayısıyla çene kemiği sayısının farklı olması bu canlının bir ara geçiş olduğuna delil değildir.

  2. Söz konusu iddiayı destekleyen tek bir tane bile ara fosil yoktur.

  3. Memeliler sıcakkanlıdırlar, sürüngenler soğukkanlıdır. Memeliler yavrularını doğururlar, emzirirler ve vücutları tüylerle kaplıdır. Sürüngenler yumurtlayarak çoğalırlar, yavrularını emzirmezler ve vücutları pullarla kaplıdır.

(Detaylı bilgi için tıklayınız)

 

 
 

 “Bakterİlerİn antİbİyotİğe dİrenç kazanmasI evrİmleşmedİr” İddİasI

  1. Bakterilerin sayısız çeşitleri vardır. Bunların bir kısmı, “henüz daha antibiyotikler üretilmeden önce” o antibiyotiklere karşı direnç sağlayacak genetik bilgiye sahip olarak yaratılmışlardır. Bakteriler herhangi bir antibiyotiğe maruz kaldıklarında, söz konusu antibiyotiğe dayanıksız olanlar yok olur; dirençliler ise hayatta kalır ve daha fazla çoğalma imkanına kavuşurlar.

  2. Bir süre sonra, aynı bakteri türü yalnızca söz konusu antibiyotiğe dirençli olan bireylerden oluşur ve artık aynı antibiyotik o bakteri türüne karşı etkisiz olur.

  3. Ancak bakteri yine aynı bakteri, tür yine aynı türdür. Herhangi bir evrim yaşanmamıştır. Bakteriler 3.5 milyar yıldır yeryüzünde vardırlar ve hala aynı bakteri olarak varlıklarını sürdürürler.

(Detaylı bilgi için tıklayınız)

 

 
 

 

 

 

Terlİksİ hayvanlardaki IşIğa duyarlI hücrelerin
“ilkel göz” olduğu iddiası

  1. 530 milyon yıl önce, Kambriyen döneminde yaşamış olan Trilobitin gözü günümüz yusufçukları ile aynı mükemmellikte petek göz yapısına sahiptir.

  2. İnsana ait mükemmel göz, parçalarının ayrı ayrı evrimleşmesini imkansız hale getirecek kadar kompleks bir yapıya sahiptir. Gözü oluşturan 40 ayrı parçanın, gözün işlevini gerçekleştirebilmesi için mutlaka bir arada olması şarttır. Yalnızca göz sıvısının olmaması bile gözün işlevini yitirmesi için yeterlidir.

  3. Darwin, arkadaşı Asa Gray’e yazdığı 3 Nisan 1860 tarihli mektubunda: “Gözü düşünmek çoğu zaman beni teorimden soğuttu.” demektedir. 

(Detaylı bilgi için tıklayınız)

 

 
 

 


“HER YIL 40 BİN TÜR YOK OLUYOR, 1000 TÜR OLUŞUYOR” İDDİASI

  1. Yeni bulunan türler zaten halihazırda dünyada yaşamakta olan, ancak şu ana kadar keşfedilmemiş türler olabilir.

  2. Ya da Allah yeni bir tür yaratıyor, insanlar da bu yeni türü keşfediyorlardır. Allah’ın yoktan yaratması, insanlardan uzakta, gözle görülmeyen yerlerde gerçekleşmektedir. En doğrusunu Allah bilir. Allah bunu mucize olarak yaratmaktadır. Yoksa insanların gözlerinin önünde, örneğin hayvanat bahçelerinde böyle bir durum gerçekleşmez. Allah’ın dilemesi dışında.


HayatIn başlangIcInda hİç oksİjen olmadIğI,
oksİjenİn sonradan oluştuğu İddİasI

Darwinistler hayatın kökeni ile ilgili yaptıkları deneylerde hiçbir zaman oksijen kullanamıyorlar. Çünkü bir aminoasit oluşsa da oksijen bunu hemen yakıp yok ediyor. Miller deneyi de oksijensiz yapılmıştı. Bu nedenle ilkel atmosferde oksijenin varlığını reddediyorlar. Ancak bu doğru değildir, çünkü:

  1. Yaşı 3.5 milyar yıl olan ve üzerinde okside olmuş demir ve uranyum birikintilerine rastlanan taşlar bulundu.

  2. Aynı dönemde dünya yüzeyine Darwinistlerin tahminlerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığı anlaşıldı. Buna göre, atmosferdeki su buharı ve karbondioksiti ayrıştırıp mutlaka oksijen açığa çıkarmış olması gerekiyor.

  3. Eğer Darwinistlerin iddia ettikleri gibi ilkel atmosferde oksijen olmasaydı, o zaman Dünya’yı morötesi ışınlardan koruyan ozon tabakası da olmazdı. Böyle bir durumda, çok yoğun miktarlardaki ultraviyole ışınlarına maruz kalacak olan dünya üzerinde herhangi bir organik molekülün yaşayamayacağı da açıktır.

(Detaylı bilgi için tıklayınız)


 
ATOMDAKİ MÜKEMMEL DENGE

Atom çekirdeği Proton ve Nötrondan oluşur. Proton ve Nötronlar ise kuarklardan oluşur. Kuarkların da birçok alt parçacığı vardır.

  1. Çekirdeğin hacmi, atomun hacminin 10 milyarda biridir. Ancak çekirdeğin kütlesi atomun kütlesinin yüzde 99.95’idir. Kütlenin yaklaşık tamamını oluştururken, bir yandan hiç yer kaplamaz. Bu, 10 milyar metrekarelik bir evin tüm eşyalarını 1 metrekarelik odada toplamaya benzer.

  2. İnsan vücudundaki atomlardaki boşluklar ortadan kaldırılsa, insan milimetrenin birkaç binde biri boyutunda bir toz kadar olur. Bir gezegen ise bir nohut kadar olurdu.

  3. 109 temel elementi birbirinden ayıran tek şey çekirdeklerindeki proton sayısındaki farklılıktır. Altın elementinde 79 proton, oksijen atomunda 8 proton, demir atomunda 26 proton vardır.

  4. Eğer bir atomu dünya kadar büyütsek, elektron sadece bir elma boyutuna gelir.

  5. Elektron çekirdeğin çevresinde saniyede 1000 km gibi olağanüstü bir hızla döner. Atomun içinde çok karışık bir trafik, ancak mükemmel bir düzen vardır. Hiçbir karışıklık ya da çarpışma olmaz.

(Detaylı bilgi için tıklayınız)



2009-03-21 12:23:23

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top