Ramazan 2011, 14. Gün


 

Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan (Allah)a tevekkül et ve O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarından O'nun haberdar olması yeter. (Furkan Suresi, 58)
 



"Eğer siz layıkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, Allah sizi kuşları rızıklandırdığı gibi rızıklandırırdı. Onlar sabahleyin yuvalarından aç çıkarlar, akşam döndüklerinde karınları toktur." (Tirmizi)



 

 
 

"Zorluk gelip şu kayanın içine girse mutlaka kolaylık peşinden gelip içeri girer ve oradan zorluğu çıkarır."1

Peygamberimiz  (sav) sadece Allah'tan korkup sakındığı ve hiçbir zaman insanların hevalarına uymadığı için daima en doğru yolda olmuştur. Kuran ahlakının bu özelliği insan için büyük bir kolaylık ve güzelliktir. İnsanları memnun etmeye, kendini onlara beğendirmeye çalışan, hem Allah'ın hem de insanların rızasını arayarak, takdir ve övgü peşinde koşan kişiler için her yaptıkları iş büyük bir ağırlıktır. Böyle insanlar hem içlerinden geldiği gibi, samimi, özgür düşünüp davranamazlar, hem de her insanı aynı anda memnun edemeyecekleri için aradıkları övgü ve takdiri de bulamazlar. En küçük bir hatalarında bile paniğe kapılır, gözüne girmeye çalıştıkları kişilerin hoşnutsuz olduklarını gördüklerinde onların saygı ve güvenini kaybetme korkusunu taşırlar.

Oysa, sadece Allah'ın rızasını gözeten, sadece Allah'tan korkup sakınan Müslümanlar hiçbir zaman başaramayacakları ve onlara dünyada ve ahirette sıkıntı ve kayıp getirecek bir yükün altına girmezler. Hiçbir zaman insanların hoşnutluğu, ne düşündükleri, ayıplayıp kınamaları gibi konularda hesap yapmazlar. Bu nedenle her zaman rahat ve huzurludurlar. Bir hataları olduğunda da bunun hesabını sadece Allah'a vereceklerini, sadece Allah'tan bağışlanma dilemeleri gerektiğini bildikleri için yine bir sıkıntı ve endişe içinde olmazlar. (www.kuranbilgisi.com)

İşte Peygamber Efendimiz hem sözleri hem de hali ile müminlere ihlasla yaşamayı öğretmiş ve bütün insanlık için ağır bir yük olan "insanların rızasını gözetmeyi" onların sırtından almıştır. Elbette bu, Peygamberimiz (sav)'in inananların üzerinden kaldırdığı zorluklardan yalnızca biridir. Hz. Muhammed (sav), bu şekilde dünyada ve ahirette hayır ve güzellik getirecek pek çok konuda tüm Müslümanlara örnek olmuştur.

Allah, ihlaslı bir insanla, Allah'a eş ve ortaklar koşan kimsenin bir olmayacağını ayette şöyle bildirmektedir:

Allah (ortak koşanlar için) bir örnek verdi: Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan (köle) bir adam ile yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah'ındır. Hayır onların çoğu bilmiyorlar. (Zümer Suresi, 29)

 

------------

1-Tirmizi; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u Ulum'id-din, 4. cilt, s.594
 

 

Her İşte Allah'ın Rızasının En Çoğunu Gözetmek

Karşılaştığı her olayda olabilecek en ihlaslı tavrı göstermek isteyen bir insanın her işinde "Allah'ın rızasının en çoğu"nu kazanma arayışı içinde olması gerekir. Allah'ın bu emri "Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü  Allah'adır..." (Maide Suresi, 48) ayetinde geçen "hayırlarda yarışınız" sözleriyle insanlara hatırlatılmıştır. Bir başka ayette ise şu şekilde buyurulmuştur:

"Sonra Kitabı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır öne geçer. İşte bu, büyük fazlın kendisidir." (Fatır Suresi, 32)

Ayette de bildirildiği gibi, Allah'a iman ettikleri halde 'orta bir yol tutan' insanlar da vardır, 'hayırlarda yarışıp öne geçenler' de. İhlas sahibi bir Müslüman hayırlarda yarışmaktadır. Hayatının her anında Allah'ın razı olacağı tavırları göstermek için ciddi bir çaba sarf etmekte, elindeki tüm imkanları kullanarak salih kullardan olmaya çalışmaktadır.



 

Dini yaşamada orta yolu tutanlar ve hayırlarda yarışanlar arasındaki farkı şu şekilde açıklayabiliriz; insan hayatı boyunca pek çok olayla karşılaşır. Hayatına nasıl bir yön vereceği, olaylar karşısında nasıl bir tavır alacağı, nasıl bir ahlak göstereceği konusunda her zaman için çeşitli seçeneklerle karşı karşıya kalır. Seçim ise tamamen kendi vicdanına kalmıştır. Bu seçenekler arasında her zaman için Allah'ın rızasına uygun olmayan alternatifler de vardır. İman eden bir insanın dikkati bu din dışı seçeneklere karşı son derece açıktır. Dolayısıyla da bu ihtimalleri kayıtsız şartsız reddeder ve Allah'ın rızasına uygun olan tavrı seçer. Bu noktada önemli olan ise şudur; seçenekler henüz sona ermemiştir. Halen karşısında alternatifler vardır. Ve bunların hepsi de, Kuran ahlakına uygun tavırlar olabilir. Ancak yine de bu durum insanı kandırmamalıdır. Kişinin bu aşamada vicdanını ve dikkatini bir kez daha devreye sokup, Allah'ın rızasını gözeterek bir kez daha seçim yapması gerekmektedir. Eğer insan kendisine 'orta bir yol'u değil de, 'yarışıp öne geçenlerden' olmayı ideal edinmişse, o zaman hangi kararı verirse Allah'ın en çok razı olacağını kolaylıkla anlar. Dolayısıyla karşısına çıkan tüm bu alternatifler arasında Allah'ın en fazlasıyla razı olacağı, dolayısıyla kendisinin de en fazla ecri kazanıp, Allah'a yakınlıkta en fazla yolu katedebileceğini umduğu tavrı seçer. Bu yaptığı tercihin diğerlerinden farkı ise, nefsin hiçbir şekilde karışmaması ve katıksızca Allah'ın rızasını hedeflemesidir. İşte bu vicdani titizlik de ona ihlası kazandırır.

(http://www.imtihaninsirri.com/)


 

Her iltifat, Allah'ın tecellisine iltifattır.

Adnan Oktar`ın 23 Haziran 2011 tarihli saat 00:30’daki A9 Tv ve Samsun Aks Tv röportajından

 

 

 

Hz. Mehdi (a.s.)'ın Boynuna Asılan Bakır Levha

Ebu Said el Hudri radıyallahu anh rivayeti;"... DECCAL O MÜMİN KULU KESMEK İÇİN YAKALAR FAKAT BU SIRADA ONUN BOYNU İLE KÖPRÜCÜK KEMİĞİ ARASI ALLAH TARAFINDAN BİR BAKIR LEVHA HALİNE GETİRİLİR DE ARTIK DECCAL O’NU KESMEYE HİÇBİR YOL BULAMAZ. BU SEFER DECCAL O’NU İKİ ELİ VE İKİ AYAĞI İLE YAKALAYARAK FIRLATIR ATAR. İNSANLAR DECCAL O’NU BİR ATEŞ İÇİNE ATTI SANARLAR. HALBUKİ O MÜMİN ZAT BİR CENNET İÇİNE ATILMIŞTIR.

(Sahih-i Müslüm Kitabul Fiten. Bab Hadis No:113-İmam Şarani, Kurtubi Tezkire s. 488)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sonra buyurdu ki; "İşte Allah Katında şahadet bakımından insanların en büyüğü o kimsedir."

{Müslim (4/2256) Ebu Ya'la (2/332, 534) Abd Bin Humeyd (1/282) İbni Mende İman (2/937) Mecmauz Zevaid (7/337) Mizzi Tehzibul Kemal (24/87, 90)}



 

AYRICA ONU (HZ. MEHDİ (A.S.)'Yİ) ZİNDANLARINA ATMAKLA BİR ATEŞ İÇİNE ATTIĞINI ZANNEDER. HALBUKİ ONU CENNETE ATMIŞTIR. ZİRA MÜMİN DECCAL'İN CEHENNEMİNDE OLSA BİLE GÖNLÜ ADETA CENNETTEDİR.Müslim-i Şerif'in mütercimi Mehmed Sofuoğlu buradaki cennetin dünya bahçelerinden bir bahçe olduğunu söyler.

(Mehdilik ve İmamiye, s. 40)

•    Hadiste bahsedilen yer, “acı ve zorlukların olduğu bir yer olacaktır”.

•    Fakat burası “yeşillik ve bahçelik bir yer olacaktır”.

•    Allah sevgisiyle, imanın nuruyla imanlı kişi burada acı çekmeyecektir.

•    Buranın aynı zamanda da “el ve ayak bağlanan bir yer olduğu görülmektedir”.

•    Buradaki kişilerin “boyunlarına kimliklerini belli eden bakır bir künye takılmaktadır”.

•    Burada “kanuni bir dokunulmazlık elde edilmektedir”.

Verilen tüm bu bilgilerden, hadiste muhtemelen sanki bir akıl hastanesinde tutulan bir kişiden bahsedildiği izlenimi oluşmaktadır.



 

Bediüzzaman Hazretleri Hz. Mehdi (a.s) ve şahsı manevinin ayrı kavramlar olduğunu açıkça ifade etmektedir
 

Tâ âhir zamanda, hayatın geniş dairesinde asıl sahibleri, yâni Hz. Mehdi ve şâkirdleri (öğrencileri), Cenâb-ı Hakkın izniyle gelir, o daireyi genişlendirir ve o tohumlar sünbüllenir. (Sikke-i Tasdik-i Gaybî, sf. 172) (Kastamonu Lahikası, sf. 72)

bahsetmektedir; Hz. Mehdi (a.s)’ın zatı ve şakirdleri. Buradaki “ve” kelimesi bu konuya açıklık getirmektedir. Bu ikisi birbirinden ayrıdır ve ikisinin biraraya gelmesinden Hz. Mehdi (a.s)’ın şahsı manevisi oluşmaktadır.

Hem bu üç vezaifi (vazifeleri) birden bir şahısta, yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirini cerhetmemesi (çürütmemesi) pek uzak, adeta kabil (mümkün) görülmüyor. Ahir zamanda, Al-i Beyt-i Nebevi’nin (asm) (Peygamberimiz’in soyunun) cemaat-i nuraniyesini (nurani cemaatini) temsil eden Hazret-i Mehdide ve cemaatindeki şahs-ı manevide ancak içtima edebilir (toplanabilir).(Kastamonu Lahikası, sf. 139) (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 186)

Bu sözde de Hz. Mehdi ‘as) ve cemaatinin şahsı manevisi yine “ve” ifadesiyle birbirinden ayrılmıştır. Bu izahtan Hz. Mehdi ve şahsı manevinin iki ayrı kavramı temsil ettiği anlaşılmaktadır. Demek ki Hz. Mehdi ve şahsı manevisi iki ayrı konudur.

… Hz. Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahsı manevîsinin üç vazifesi var.(Emirdağ Lâhikası-1 sf. 265)

Bediüzzaman’ın bu sözünde ise Hz. Mehdi (a.s)’ın cemaatinin şahsı manevisinin yerine getireceği üç büyük vazifeden bahsedilmektedir. Bu cemaatin şahsı manevisini temsil eden, başlarındaki kişi de Hz. Mehdi (a.s)’dır. Ama bu görevi, bu kudsi cemaatin şahsı manevisi yerine getirmektedir. Bediüzzaman’ın bu açıklaması da yine Hz. Mehdi (a.s)’ın “şahsı manevisi”nin ve ”zatının” iki ayrı kavram olarak ele alındığını göstermektedir.

http://www.bediuzzamansaidnursi.net/




 

Ve insanların Allah'ın dinine dalga dalga girdiklerini gördüğünde, Hemen Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tevbeleri çok kabul edendir. (Nasr Suresi, 2-3)

Ebced: 2016
 


 

Ve hiç ŞÜPHESİZ; BİZİM ORDULARIMIZ, ÜSTÜN GELECEK OLANLAR ONLARDIR. (Saffat Suresi, 173)

Ebced: 1994

 

http://kuranidinlemeyenler.imanisiteler.com



 

İslam ülkeleri Türkiye'yi ümit olarak görüyor

Ne Demişti

Ne Oldu

Kordon TV, 27 Temmuz 2008

Adnan Oktar: ASLINDA TÜRKİYE’NİN O BÖLGEDE AĞABEY OLMASI LAZIM, YANİ LİDER OLMASI LAZIM. TÜRKİYE, Çok vicdanlı insanların olduğu bir ülke. Mesela Bosna’ya gidiyorlar seviliyorlar, Somali’ye gidiyorlar, seviliyorlar. Her yerde saygı görüyorlar. Afganistan’da çok sevilip saygı görüyorlar. Böyle fiili bir durum var. Demek ki bütün Ortadoğu, bütün İslam alemi Türk ordusunu seviyor ve Türk milletini seviyor. DEMEK Kİ AĞABEYLİK YAPMALARINI İSTİYORLAR. YANİ TÜRKİYE’NİN BURADA ORTAYA ÇIKIP, BU AĞABEYLİĞİ YERİNE GETİRMESİ GEREKİYOR, İslam ülkelerinde ve Türk devletlerinde de...


Endonezya Antara Haber Ajansı, 16 Eylül 2008



Adnan Oktar:
Türkiye’nin anlattığı ve yaşadığı İslam anlayışı Avrupa için çok güzel bir model oldu. Avrupa Türkiye’yi bu konuda güzel görüyor, faydalı görüyor; yaşanan İslam modelini de dünya için ideal görüyor. Bu zaten konuya tam bir çözüm getirmiş oldu. TÜRKİYE’NİN ÖNDERLİĞİNDE AYDIN, AKILCI, SAMİMİ BİR İSLAM ANLAYIŞI BÜTÜN DÜNYAYA HAKİM OLACAK İNŞAALLAH.

Yeni Akit, 16 Şubat 2011

Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün İran’a yaptığı son gezide Türkiye’nin bölge ülkeleri açısından önemi, “Türkiye, bölgedeki değişimin öncüsü” başlığıyla dile getirilmiştir.

Medeniyetler İttifakı Türkiye Eşgüdüm Komitesi Başkanı Prof. Dr. Bekir Karlıağa, Türkiye’nin İslam dünyası için model olduğunu belirterek, “İslam ülkeleri Türkiye’nin ortaya koyduğu örneği bir ümit olarak görüyor” dedi.

Risale Haber, 8 Şubat 2011



 

Ahit Sandığı

Kuran'da kendisinden ve kavminden en çok bahsedilen peygamber Hz. Musa (as)'dır. İşte bu kutlu peygamberin döneminden bugüne dek ulaşan bir müjde vardır: Ahit sandığı...

Ahit sandığı, Yüce Rabbimiz'in Kuran'da bildirdiği ve içinde Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as)'dan eşyalar bulunan değerli bir sandıktır. Ayetlerde bu sandığın Allah’ın müminlere güven duygusu ve huzur veren bir nişanesi olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle yıllardan beri hem Yahudiler hem Hıristiyanlar ve hem de Müslümanlar onun bulunması için çaba sarf etmişlerdir.

Ancak MÖ. 587 yılından beri bu kutsal sandık kayıptır. Ahir zamanda Allah’ın dilemesiyle Hz. Mehdi (as) vesilesiyle bulunacaktır.

http://www.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/2887/HAZRETI_MUSA_VE_AHIT_SANDIGI
 


 

Geçmiş Dönemde Yaşamış İnsanlar da Sanat ve Estetik Anlayışına Sahipti



Resimlerde görülen bileziklerden soldaki mermerden, sağdaki de bazalttan yapılmıştır. MÖ 8500-9000 yıllarına aitlerdir. Evrimciler bu dönemde, sadece taştan yapılmış aletlerin kullanıldığını iddia ederler. Bazalt ve mermer çok sert taşlardır. Bu taşların böylesine düzgün yuvarlak halkalar haline getirilmesi için, çelikten yapılmış keski ve işçilik malzemeleri kullanılmalıdır. Bileziklerin çelik aletler kullanılmadan kesilip şekillendirilmiş olması mümkün değildir.



 

Bir kişiye bir parça taş verip, elindeki taşla, bazalt kitlesini, resimdeki gibi bir bilezik haline getirmesini istesek, bunda başarılı olabilir mi? Elbette taşı taşa sürterek, taşa taşla vurarak bileziği meydana getiremeyecektir. Ayrıca bu bulgular, o dönemde burada yaşayan insanların estetik anlayışa ve sanat zevkine sahip olan, kültürleri gelişmiş bireyler olduğunu göstermektedir. (http://www.evrimbelgeseli.com)

 


 

Kaplan Kafatası
 


Dönem: Mezozoik zaman, Kretase dönemi

Yaş: 89 milyon yıl

Bölge: Çin

Darwinistler memelilerin sürüngenlerden türediğini iddia ederken, tarihte yaşamış ve soyu tükenmiş "memeli benzeri" bazı sürüngenlerin fosillerini öne sürerler. Bu canlıların soylarının tükenmiş olması, evrimcilere istedikleri gibi spekülasyon yapma imkanı tanımaktadır. Ancak bilimsel araştırma ve incelemeler bu iddianın geçersizliğini ortaya koymuştur. Örneğin, memeli benzeri sürüngenlerin beyinlerinin incelenmesi sonucunda, bu canlıların memeli özellikleri göstermedikleri, tamamen sürüngenlere benzedikleri sonucu elde edilmiştir.

Üstelik fosil kayıtları da farklı memeli türlerinin sahip oldukları tüm özelliklerle birden bire ortaya çıktıklarını ve hiç değişmediklerini ortaya koymuştur. Resimdeki 90 milyon yaşındaki kaplan fosilinin günümüzde yaşayan kaplanlardan farksız olması evrimin olmadığını gösteren ispatlardan biridir.
 


2011-06-21 20:50:56

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top