Ramazan 2011, 25. Gün


 

...Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele.

Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek). (Tevbe Suresi, 34-35)
 



"Zekat vermeyen altın ve gümüş sahiplerinin kıyamet günü bu malları ateşten bir zincir olur. O bunlarla ateşe atılır. Bu ateşten zincir onun yüzünü arkasını ve yanlarını dağlar. Bu ateşten zincir soğuduğunda tekrar ateş haline döner. Bizim dünya senemizle elli bin sene olan kıyamet gününde insanlar arasında hesap görülünceye kadar bu hal tekrar olunur." (Buhari)



 

 
 

“Kim bir müslümandan dünya kederlerinden bir keder giderirse Allah ondan ahiret günü kederlerinden bir keder giderecektir. Kim de müslümanı örterse Allah onu dünya ve ahirette örtecektir. Ve kim bir fakir borçluya kolaylık gösterirse, Allah ona dünyada ve ahirette kolaylık gösterecektir. Kul, (din) kardeşinin yardımında olduğu müddetçe Allah da onun yardımcısıdır. Kim bir yola giderek onda ilim ararsa, bu çalışması sebebi ile Allah ona Cennet’e giden bir yolu kolaylaştıracaktır. Allah’ın evlerinden birisinde toplanıp Kur’an okuyarak onu birbirlerine öğreten her cemaatı melekler ziyaret eder, onların etrafından dönerler, o toplumun üzerine iç huzuru ve rahatı iner, ilahi rahmet onları kaplar, katında bulunan melekler yanında Allah onları (övgü ile) anar. Ameli yüzünden geri kalan bir kimse nesebi (nin şerefi) ile sür’at alamaz.”1

Bazı insanlar bir kötülük düşündüklerinde ya da taraftarları olan kişilerle bir kötülük planladıklarında, dedikodu yaptıklarında, düzenler kurduklarında bunları insanlardan gizlediklerini zannederler. Oysa Allah her insanın bütün düşündüklerini, aklından geçirdiklerini, iki kişi arasındaki fısıldaşmaları, göklerde ve yerde olan herşeyi bilir. İnsanın an an yaptığı herşeye şahittir. Ve her insan, gizli gizli yaptığını veya konuştuğunu sandığı herşeyin hesabını ahirette verecektir. Belki o kişi yaptığı o kötülük dolu konuşmayı unutacaktır, ancak Allah insanların unuttukları herşeyi hesap gününde önlerine getirecektir. (www.ehlisunnetinonemi.com

Peygamberimiz (sav) de bu konuya dikkat çekerek, insanları verecekleri hesap için uyarmıştır. Bu konudaki ayetlerden bazıları şöyledir:

De ki: "Sinelerinizde olanı -gizleseniz de, açığa vursanız da- Allah bilir. Ve göklerde olanı da, yerde olanı da bilir. Allah, herşeye güç yetirendir." (Al-i İmran Suresi, 29)

De ki: "Benimle aranızda şahid olarak Allah yeter; kuşkusuz O, kullarından gerçeğiyle haberdardır, görendir." (İsra Suresi, 96)

Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem. Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir." (Enbiya Suresi, 109-110)

De ki: "Siz Allah'a dininizi mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanları bilir. Allah, herşeyi bilendir." (Hucurat Suresi, 16)


www.yaratilismuzesi.com

 

-----------

1-İbni Mace/ 1. cilt/ syf.389
 


 

Nefsin kötülüklerinden sakınanlar kurtuluşa ererler

"... Kim nefsinin bencil-tutkularından (ya da cimri tutumundan) korunursa; işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır." (Teğabün Suresi, 16)

Allah bu ayetiyle insanı bu dünyada ve ahirette kurtuluşa yöneltecek olan tavrın, nefislerinin kötü özelliklerinden sakınmak olduğunu bildirmiştir.

İnsan nefsi bencillik, egoistlik, cimrilik gibi çeşitli kötü ahlak özelliklerine yatkın bir yapıda yaratılmıştır. Nefsini eğitmediği takdirde, bu kötü ahlak özellikleri kişinin tüm ahlakına hakim olur. Böyle bir kişi ise genellikle herkesten çok hatta çoğu zaman yalnızca kendisini düşünür. Kendisi için daima herşeyin en iyisini, en güzelini, en mükemmelini ister ve bunları elde etmek için başkalarına zarar vermekten çekinmez. Kendisi bu özelliklere sahip olmadığı halde ona karşı herkesin olabildiğince anlayışlı ve özverili bir yaklaşım içerisinde olmasını bekler. İçten içe hep kendi istek ve çıkarlarını korumak, kendi rahatını ve konforunu sağlamak ister.



 

Nefsin bu zayıflığından kurtulmak ise, ancak imanı kavramak ve Kuran ahlakını yaşamakla mümkün olur. Kuran'da bildirilen gerçekleri ve Allah'ın emrettiği ahlak anlayışını kavrayan bir kimse, hayatının her anında fedakarlık gösterebilecek bir ahlaka ulaşabilir. Allah, insanın nefsini kötülüklerden sakındırabilmesi ve Allah'ın beğendiği ahlaka ulaşabilmesi için vicdanı yaratmıştır. Vicdanın sesi, insana her türlü kötülükten sakınmanın ve iyiliğe ulaşmanın yollarını gösterir. İman eden bir insanın kalbindeki derin Allah sevgisi ve güçlü Allah korkusu, onu nefsinin kötülüklerine yenik düşmekten alıkoyar. Böyle bir insan, dünya hayatında asıl bulunuş amacının Allah'ın rızasını kazanmak olduğunu bilerek, hayatının her anında Rabbimiz'in hoşnut olacağı davranışlarda bulunmaya çalışır. Dünya hayatının çok kısa süreceğini, insanın asıl olarak sonsuz ahiret hayatı için çaba harcaması gerektiğini bilir. Burada elde edilen tüm menfaatlerin gelip geçici olduğunu, ardından ise Allah'ın huzuruna varıp hesap vereceğini unutmaz. Dünya hayatında Allah'ın rızası, rahmeti ve cenneti yerine, nefsini ve çıkarlarını korumayı hedefleyen insanların ise ahirette sonsuz bir azapla karşılaşabileceklerinin bilincindedir.Aksinde ise, gösterdiği güzel davranışlara ve fedakarane ahlaka karşılık, Allah kendisini dünyada iyilik ve güzellikle mükafatlandıracak, ahirette de sonsuza dek benzersiz nimetlerle ödüllendirecektir. Allah, güzel davranışlarda bulunanları Kuran'da şöyle müjdelemektedir:

“Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır.” (Yunus Suresi, 26)

(http://www.allahinhikmetliornekleri.com)


 

Hz. Mehdi (as), tüm Peygamberlerin özeti olacaktır.

Adnan Oktar`ın 5 Haziran 2011 tarihli A9 Tv ve Tv Kayseri röportajından

 


 

 

Hz. Mehdi (a.s.) İstanbul'u Manen Fethedecektir



 

Uzak yerlerdeki talebeleri Hz. Mehdi (a.s.)'ye biat edecek. Zulümü ve zalimleri fikren etkisiz hale getirecek, ülkeler düzelecek, CENAB-I HAK KENDİSİNE İSTANBUL'U (MANEN) FETHETTİRECEKTİR."

Ukayli "En-Necmu's-sakıb fi Beyanı Enne'l Mehdi min Evladı Ali b. Ebi Talib Ale't-Temam ve'l kamal

Resullah (SAV) şöyle buyurmuştur:

"Ehli Beytimden bir adam Hz. Mehdi (a.s.), (dünyaya) sahip oluncaya kadar kıyamet kopmaz.

O (HZ. MEHDİ (A.S.)), İSTANBUL'U VE CEBEL'İ (dağı- İstanbul’un 7 Tepe’sini) (MANEN) FETHEDECEKTİR"

Mer'iy b. Yusuf b. Ebi bekir b. Ahmet b. Yusuf el-Makdi'si "Feraidu Fevaidi'l Fikr Fi'l İmam El-Mehdi El-Muntazar

Hz. Mehdi (a.s.) zuhur ettiğinde uzak yerlerde hatta uzak ülkelerde yaşayan müslümanlar bile ona sevgi ve bağlılıklarını ifade edeceklerdir. Hadiste Peygamberimiz (s.a.v.), Hz. Mehdi (a.s.)’nin İstanbul’u ve dağı manen fethedeceğini bildirmiştir. Peygamberimiz (s.a.v.) hadiste geçen cebel yani dağ ifadesiyle İstanbul’un 7 tepesine dikkat çekmiştir. Bilindiği gibi İstanbul’un en büyük özelliklerinden biri de 7 tepe üzerine kurulu olmasıdır. “7 tepe” tanımlaması insanların aklına hemen İstanbul’u getirir.
 



 

Bediüzzaman’ın kullandığı “O ZAT” ya da “O ŞAHIS” gibi ifadeler, Hz. İsa (a.s) Hz. Mehdi (a.s)'ın bir “şahsı manevi” olmadığını ortaya koymaktadır

... Belki nur-u imanın (imanın ışığının) dikkatiyle, O EŞHAS-I AHİR ZAMAN (ahir zaman şahısları) tanınabilir. (Sözler, sf. 343-344)

Burada geçen “ahir zaman ŞAHISLARI” ifadesi, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)'ın birer şahsı manevi olmadıklarını açıkça ortaya koymaktadır.

Bediüzzaman'ın, ahir zamanda gelecek olan bu şahısların“imanın nuruyla tanınabileceklerini” belirtmesi, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Mehdi (a.s)'ın birer şahıs olarak geleceklerini açıkladığını göstermektedir. Hz. İsa (a.s) için de belirtildiği gibi, tanıma fiili ancak insanlar için geçerli olabilecek bir durumu ifade etmektedir. Bir şahsı manevinin kendisi olup olmadığının tanınabilmesi elbette ki söz konusu değildir.

... BU ZAT-I ALİŞANIN(şanı şerefi yüksek şahsın) dahi bu emirde muktedir olmasında (kuvvetli olmasında) şüphe duyanların, bu vehimlerini (kuruntularını, düşüncelerini) bertaraf edecek (ortadan kaldıracak), itimadlarını temin edecek (güvenlerini sağlayacak), gayet kuvvetli güneş gibi bir hakikat. (Barla Lâhikası, sf. 110)
 


 

Bediüzzaman’ın bu sözündeki “bu zat-ı alişan” ifadesi de yine Hz. Mehdi (as)'ın bir şahıs olarak geleceğini açıkça belirttiğini göstermektedir.

ÜMMETİN BEKLEDİĞİ, AHİR ZAMANDA GELECEK ZATIN üç vazifesinden en mühimmi (önemlisi) ve en büyüğü ve en kıymetdarı (kıymetlisi) olan îman-ı tahkikîyi neşr (gerçek imanı yayma) ve ehl-i îmanı dalâletten (iman edenleri sapmaktan) kurtarmak... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)

Bediüzzaman burada da İslam aleminin beklediği “ahir zamanda gelecek bir zat” olduğunu belirterek, Hz. Mehdi (a.s)'ın bir şahsı manevi olmadığını bir kez daha açıklamıştır.

Bu hakikatten anlaşılıyor ki; SONRA GELECEK O MUBAREK ZAT... (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, sf. 9)

Said Nursi Hazretleri bu açıklamasında da yine Hz. Mehdi (a.s)’ın bir şahıs olarak geleceğini “o mubarek zat” sözleriyle tekrarlamıştır.

http://www.mehdininkaybolusu.com/index.php


 

Hani Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları, gerçekten ben, sizin için Allah'tan gönderilmiş bir elçiyim. Benden önceki Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra ismi "Ahmed" olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim" demişti. Fakat o, onlara apaçık belgelerle gelince: "Bu, açıkça bir büyüdür" dediler. (Saff Suresi, 6)

Ebced: 2011
 


 

Ve hiç şüphesiz; bizim ordularımız üstün gelecek olanlar onlardır. (Saffat Suresi, 173)

Ebced: HİCRİ: 1410, MİLADİ: 1988 (Şeddeli)

 

www.mesihisa.com


 

Tarım teşvik ediliyor

Ne Demişti

Ne Oldu

Kaçkar TV, 25 Kasım 2008

Adnan Oktar: Tarıma son derece önem verilmesi gerekiyor şu dönemden itibaren. Hayvancılığa son derece önem verilmesi gerekiyor. Bu büyük baş hayvanlar da olabilir, kümes hayvanları da olabilir yani bunla ilgili çalışma yapan herkesin devlet tarafında ciddi şekilde desteklenmesi gerekiyor. Ve bizzat devletinde bu konuda bir faaliyet içinde olması gerekiyor. Tarımın da Türkiye çapında tam anlamıyla desteklenmesi gerekiyor. Yani diğer alanların değil özellikle bu iki alanın desteklenmesi ve tarıma ve hayvancılığa dolaylı yoldan destek veren her türlü sanayinin de desteklenmesi. Mesela tarımsal ilaçlar olabilir. Mesela traktörler, efendim biçerdöverler bunların imalatı bunlarla ilgilenen her kesimime devletin birinci dereceden destek olması gerekiyor. Bunu düşünüyorum. İktisat tedbirlerine çok dikkat edilmesi gerekiyor.


Kral Karadeniz TV, 16 Ocak 2009

Adnan Oktar: Fakat şuna da dikkat etmek gerekiyor tabii; tarıma çok önem vermek lazım, hayvancılığa çok önem vermek lazım, tarım ve hayvancılıkla ilgilenen kişilere ciddi destek sağlanması gerekiyor, sağlık sektörünün bedava olması gerekiyor bence yani bu çok çok önemlidir, yani…


Vatan TV, 15 Mart 2009

Adnan Oktar: Ben söylüyorum her zaman, tarım ve ziraata ağırlık verilmesi gerekiyor, yani tarımla ilgili olan kesime her türlü desteğin sağlanması, makine açısından, ilaç açısından, tohum açısından, kredi açısından, her yönden tam destek sağlaması gerekiyor. Hayvancılıkla uğraşan kesime de aynı şekilde çok geniş kapsamlı destek sağlanması gerekiyor, bu çok önemli. Bir de fakir halkın alışveriş yapabileceği, ama bedava alışveriş yapabileceği marketler kurulması gerekiyor.

Yeni Akit, 13 Şubat 2011

Haberlerde ülkemizde tarıma verilen desteğin artışıyla ilgili detaylara yer veriliyor. Ülkemizin geri kalmış bölgelerinde tarımın lokomotif görevi gördüğü ve tarımın teşvik edilmesinin önemi konusu vurgulanıyor. Kırsal alanlarda ekonomik ve sosyal gelişmenin sağlanmasına vesile olması için tarım konusundaki yatırımların teşvik edilmesi amacıyla hibe desteği verileceği belirtiliyor.

Zaman, 13 Şubat 2011

 


 

Zamansızlık ve Kader Gerçeği
 


- Madde ve zaman, yoktan nasıl yaratıldı?...

- Big Bang teorisi evrenin yaratılışı ile ilgili hangi gerçekleri gösteriyor?…

- Bizim için yüzyıllar süren bir zaman dilimi, bir başka boyutta nasıl  tek bir "an" olabilir?…

- Einstein’ın Rölativite Teorisi ile Kuran ayetleri arasındaki paralellik nedir?…

Bu kitapta tüm bu soruların cevapları, zamanın ve maddenin gerçek niteliği anlatılıyor.

20. yüzyıl biliminin bulgularıyla ortaya çıkan gerçekler, materyalist felsefenin iddialarını temelinden çökertiyor.

www.kadernedir.com
 


 

Mimaride Dev Taşlar Kullanmak Ustaca Bir Beceri Gerektirir

On binlerce tonluk taşların kullanılmasıyla meydana getirilen yapılar, günümüzde halen şaşkınlık uyandırmaktadır. Böylesine dev taşlar kullanarak inşaat yapmak için, çelik halatlar kullanan vinçler gibi gelişmiş inşaat makinelerine ihtiyaç vardır. Evrimcilerin iddia ettiği gibi ahşap kütükler, iri halatlar, çabuk kırılabilen bakırdan malzemelerle bu taşların ocaklardan çıkarılması, ne taşınması, yerleştirilmesi, işlenmesi mümkün değildir. Ortadaki küçük resimde, Ramses'in dev heykelinin baş kısmının ancak çelik halatlı büyük vinçlerle taşınabildiği görülmektedir.
 


 

Jüpiter Tapınağı olarak adlandırılan yapının inşasında da dev taş bloklar kullanılmıştır. Küçük resimde kırmızıyla işaretli olan blok taş, istinat duvarında kullanılan üç büyük bloktan biridir. Bu üç blok taşın her birinin yüksekliği yaklaşık 4.5 metre, genişliği yaklaşık 3.5 metre ve uzunluğu da yaklaşık 19 metredir. Üç taşın ortalama ağırlığı 800 ton civarındadır. Bu derece büyük bir ağırlığın madenden çıkarılıp taşınması, kullanılan inşaat makinelerinin gelişmişliğinin bir göstergesidir. (http://www.aragecisacmazi.com)



 


 

Altın Kaplumbağa Böceğinin Renk Değiştirme Yöntemi

Bilimsel adı Charidotella egregia olan altın kaplumbağa böceği, 8 milimetreye kadar büyür. Bu böceğin şeffaf olan kabuğu, genellikle metalik altın rengini yansıtır. Ancak; böcek rahatsız olduğu zaman altın rengi kaybolur ve kırmızıya dönüşür.  Böceğin renk değiştirmesi kabuğunun yapısal özelliklerden kaynaklanır.  Belçika Numar Üniversitesi araştırmacıları, elektron mikroskobu yardımıyla böceğin kabuğunu yakından incelemiş ve kabuğun üç katmandan oluştuğunu keşfetmişlerdir.



 

En kalın tabaka alttaki, en ince tabaka ise üsttekidir. Her bir katman, daha küçük katmanların paketlenmesinden oluşmaktadır ve her biri, farklı bir renkte ışığı yansıtır. Bir araya geldiğinde, tüm bu yansımalar altın rengini üretir. Bu üç katmanın altında, kırmızı pigment tabakası bulunur. Her bir katmanı oluşturan tabakaların arasında kanallar vardır. Böceğin vücut sıvısı bu kanalları doldurduğunda, katmanlar pürüzsüz olur ve Belçikalı bilim adamı Jean Pol Vigneron’un tabiriyle “mükemmel aynalar” ortaya çıkar. Bu sayede, böcek parlak ve metalik görünür. Kanallarda sıvı olmadığında ise, katmanlar aynadan ziyade pencere görevini görürler, kabuk parlaklığını kaybeder ve alttaki kırmızı pigment görülür. Böceğin renk değiştirme sanatı büyük bir olasılıkla bu canlının daha kolay kamuflaj yapmasını sağlar. Oxford Üniversitesi’nden Andrew Parker bu “sıvıya dayalı mekanizma”dan “daha önce doğada eşine rastlanılmamış yeni bir mekanizma” olarak bahsetmektedir.



 

Doğadaki hiçbir mekanizma böyle kusursuz bir yeteneği oluşturma ve ihtiyacı olan canlıya verme gücüne sahip değildir. Altın kaplumbağa böceği yeryüzündeki diğer tüm canlılar gibi her canlının ihtiyacını en iyi bilen Allah tarafından yaratılmıştır. Allah yaratma sanatındaki benzersizliği bize bu örneklerle de göstermektedir. Yüce Rabbimiz Allah’ın, üstün ve güçlü olduğu Kuran ayetlerinde şöyle haber verilmiştir:

“Göklerde ve yerde olanların tümü Allah’ı tesbih etmiştir. O, üstün ve güçlü (aziz) olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Diriltir ve öldürür. O, her şeye güç yetirendir.” (Hadid Suresi, 1-2)





 


2011-06-21 20:58:41

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top