Ramazan 2011, 29. Gün


 

"Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz." (Taha Suresi, 124)
 



"Elinizden geldikçe kendinizi dünya işlerine fazla kaptırmayın. İbadet için kendinize vakit ayırın. Zira kimin amacı sırf dünya olursa, Allah işlerini dağıtır. Fakirliği devamlı aklına getirir. Kimin de amacı ahiret ise, Allah işlerini toparlar, huzurunu artırır. Zenginliği kalbine yerleştirir. Hakkında hayırlı olan herşeyi hızla ona yaklaştırır." (İbni Mace, Taberani, Beyhaki)



 

 
 

"Allah Teala kolaylık gösteren ve güler yüzlü kişiyi sever."1

Peygamber Efendimiz, üzerindeki ağır sorumluluğa ve karşılaştığı türlü zorluklara rağmen, son derece tevekküllü, teslimiyetli ve huzurlu bir insandı. Hayatının her anında imanın neşesi ve şevki içindeydi. Hem bu imani neşesi, hem de güzel ahlakı nedeniyle daima güler yüzlü ve candan bir tavrı vardı. Sahabeler, Peygamberimiz (sav)'in bu halini şöyle anlatmaktadırlar:

Hz. Ali (ra): "Onun güler yüzlü oluşu ve herkese nazik davranışı adeta onu halka bir baba yapmıştı. Herkes onun katında ve nazarında eşit idi."

Allah Resulü daima güler yüzlü, yumuşak huylu idi...2 

"Allah Resulü...  halkın en çok gülümseyeni ve en neşelisi idi."3

Peygamberimiz (sav) ashabına da güler yüzlü olmalarını tavsiye etmiş ve şöyle demiştir:

"Sizler insanları mallarınızla memnun edemezsiniz, onları güzel yüz ve güzel huyla hoşnut edersiniz."4

 

www.kavimlerinhelaki.com

 

------------

1- Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u  Ulum'id-din, 2. cilt, s.444

2- İmam Muhammed Bin Muhammed bin Süleyman er-Rudani, Büyük Hadis Külliyatı, Cem'ul-fevaid min Cami'il-usul ve Mecma'iz-zevaid, cilt 5, İz Yayıncılık, s.34

3- Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u  Ulum'id-din, 2. cilt, s.801

4- Bezzar, Ebu Yala, Taberani; Huccetü'l İslam İmam Gazali, İhya'u  Ulum'id-din, 3. cilt, s.111
 

 

Tevekkül bir bütündür, küçük konular büyük konular diye ayrılmaz

Bazı insanlar bazı konuları kendilerince kişisel olarak değerlendirip küçük görerek farklı ayrımlar yapabilir. Oysa kişisel olduğu düşünülerek yapılan pek çok tavır Kuran’a uygun olmayabilir. Bazı insanların ufacık konulardan dengelerinin sarsılarak tevekkülsüzlüğe sürüklenebildiği, bazı insanların da hastalık, ölüm, mal kaybı gibi durumlarda tevekkülsüzlüğe düştükleri görülür. Halbuki şeytanın kurmaya çalıştığı tuzaklara karşı dikkatli olunduğu müddetçe, tevekkülün rahatlığı içerisinde Allah’ı dost ve vekil edinerek yaşayan bir insan tüm bunlara karşı Kuran’a uygun bir tavır gösterir.

Bazı insanlar günlük olaylardaki küçük şeylerden umulmadık derecede etkilenebilirler. Büyük ve önemli gibi görünen bir olayın, kişinin nefsini zorlayacağı beklenirken kimi zaman bazı insanları bu tarz konular hiç etkilemez. Hiç beklenmedik son derece küçük bir mesele ise nefis için çok daha zorlayıcı bir konu haline gelir.



 

Örneğin bir kişinin çok değerli bir eşyasına zarar gelmesi, malının zarara uğraması o insan üzerinde olumsuz bir etki meydana getirmez. Böyle bir durumu çok metanetle karşılar, bir hayır olduğunu düşünür, Allah’tan hayırla böyle bir durumun meydana gelmiş olabileceğini ifade eder. Bunun telafi edilemeyecek bir şey olmadığını, kaybının da o kadar önemli olmayacağını söyler.

Ancak aynı insan hiç beklenmedik bir biçimde bir başkasının sözünden veya bir mimiğinden olumsuz yönde etkilenebilir. Ve aynı tevekkülü burada gösteremediği görülür. Örneğin bir arkadaşının davranışlarından, kimi mimiklerinden ve sözlerinden rahatsız olarak, rahatsızlık duyduğu özelliklerine kendince bir anlam verir. Karşısındakinin bunları kendisini gizli gizli kızdırmak için yaptığına inanır. Son derece küçük bir konu bu insan için şaşırtıcı bir biçimde önemli hale gelebilir. Belki başka hiçbir şeyin meşgul etmediği kadar kişinin aklını meşgul eder. Sürekli olarak düşüncelerinde bu konuya yer verip, bu konu üzerine çeşitli alternatifler geliştirir. Karşı tarafın davranışından çeşitli sonuçlar çıkararak, tahminleri ışığında pek çok anlam yükleyip, kendini olmadık sıkıntılara sokabilir.

Karşısındakinin Allah’ın kontrolünde olan aciz bir varlık olduğunu, her olayı, her mimiği, her karakteri Allah’ın kaderde meydana getirdiğini unutur. Allah’ın karşısındaki insanı onun ahlakını sınamak için bir deneme konusu olarak yaratmış olabileceğini, olgun tavır gösteren tarafın kendisi olması gerektiğini göz ardı eder. Oysa Allah, insanların kimini kimisi için bir deneme konusu kıldığını bildirmiştir:

... Biz, sizin kiminizi kimi için deneme (fitne konusu) yaptık. Sabredecek misiniz? Senin Rabbin görendir. (Furkan Suresi, 20)

Karşılaşılan olaylar küçük, büyük diye ayrılmadan tevekkülle, hayır ve hikmet gözüyle, Müslümanca değerlendirilmelidir. Allah Katında neyin küçük neyin büyük olduğunu insan bilemez. “Bu büyük, şu küçük” diye konuları kendi aklına göre sınıflandıramaz. Müslümanın üzerine düşen sürekli Allah’a yönelen, Allah’tan korkup sakınan, tevekküllü, dengeli bir yapıda istikrar göstermesidir.

(http://www.kurandasabir.com)



 

Allah, ışığı beynimizde yaratıyor, dışarıda sadece dalga var.

Adnan Oktar`ın 15 Temmuz 2011 tarihli A9 Tv ve Kocaeli Tv röportajından

 


 

 

Allah Hz. İbrahim (a.s.)'ı Olduğu Gibi Hz. Mehdi (a.s.)'ı da İnkarcıların BütünTuzaklarından Emin Bir Şekilde Güvenliğe Çıkaracaktır

Peygamber İbrahim (a.s.) gibi İmam Mehdi (a.s.) deALEVLENEN ATEŞTEN GÜVENLİ VE EMİN OLARAK çıkacaktır.

Mikyaal al-Makaarem, Cilt 1, Sayfa 181

Bütün peygamberler, samimi Müslümanlar dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak ve Allah’a olan sevgilerine, sadakatlerine, imani derinliklerine kendi kendilerinin şahit olmaları için inkarcıların baskılarına, zorluklara ve çileye maruz kalmışlardır. Hz. Nuh (a.s.)’un, Hz. Musa (a.s.)’nın, Hz. Yusuf (a.s.)’un,  Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in ve diğer peygamberlerin hayatlarına baktığımızda Allah yolunda inkar edenlerin tuzaklarıyla, iftiralarıyla, suçlamalarıyla, öldürülme ve sürgün edilme tehditleriyle karşı karşıya kaldıkları görülmektedir. Bu Allah’ın Kendisi’ne gönülden katıksızca iman eden, tevekkül eden samimi Müslümanlarla samimiyetsiz, kalbinde hastalık bulunan zayıf imanlı, münafık karakterli insanları birbirinden ayırmak için yarattığı imtihanın bir sırrıdır.

Allah Kendisi’ni aşkla seven ve sadece Allah’ın rızasını kazanabilmek için yaşayan kişilere “... gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır. Gerçekten güçlükle beraber kolaylık vardır. (İnşirah Suresi, 5-6)” ayetlerine uygun olarak hep kolaylık yaratmakta, içinde bulundukları her zorlukta onlara yardım ederek, onlara olan sevgisini, korumasını, rahmetini her an hissettirmektedir.

Örneğin Hz. İbrahim (a.s.) içinde bulunduğu toplumu sapkın inançlarından kurtarmak istediği ve onları Allah’ın dinine, güzel ahlaka davet ettiği için kavminin yoğun baskısıyla karşılaşmıştır. Hatta kavminin düşmanlığı öyle bir boyuta ulaşmıştır ki, Hz, İbrahim (a.s.)’i ateşe atıp onu yakmaya yeltenmişlerdir. Ancak Allah “Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol.” (Enbiya Suresi, 69) diye emrederek Hz. İbrahim (a.s.)’i kavminin bu acımasız tuzağından kurtarmıştır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) bu hadisinde “Peygamber İbrahim (a.s.) gibi Hz. Mehdi (a.s.) deALEVLENEN ATEŞTEN GÜVENLİ VE EMİN OLARAK çıkacaktır” diye bir benzetme yaparak Hz. Mehdi (a.s.)’nin de Hz. İbrahim (a.s.)’de olduğu gibi kendisine kurulan EN TEHLİKELİ TUZAKLARDAN, YÖNELTİLEN EN AĞIR SUÇLAMALARDAN, İFTİRALARDAN VE KÖTÜLÜKLERDEN ALLAH’IN YARDIMIYLA EMİN BİR ŞEKİLDE GÜVENLİĞE ÇIKACAĞINI bildirmiştir.



 

Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri’nin Maide Suresi’nin 56. ayetiyle ilgili işari ifadeleri

... İnşaAllah, alem-i İslamın (İslam aleminin) da BÜYÜK BİR BAYRAMINA YETİŞİRSİNİZ. CEMAHİR-İ MÜTTEFİKA-İ İSLAMİYENİN (İslam cumhuriyetlerinin birleşmesinin) kudsi kanun-u esasiyelerinin (kutsal kanunlarının) menbaı (kaynağı) olan Kur’an-ı Hakim, İSTİKBALE TAM HAKİM OLUP beşeriyete (insanlığa) tam bir bayramı getireceğine ÇOK EMARELER (işaretler) VAR. (Emirdağ Lahikası-ll, s. 76)

Şu ayetin gizli imasına “Kim Allah'ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” (Maide Suresi, 56) ayeti teyid ediyor. Çünkü “... hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah'ın taraftarlarıdır.” ayetindeki şeddeli nun (Arapça şeddeli nun harfi) bir sayılsa tam evvelki ayete tevafuk ile (denk gelmesiyle) Hizb-ul Kur’an’ın (Kuran taraftarlarının) faaliyetine vasıta olan bir hadiminin (hizmet eden kimsenin) Kur’an okumaya başladığı 1302 tarihine iki fark ile tevafuk etmekle beraber şeddeli nun iki nun sayılsa bin üç yüz elli (1350) eder ki; bu tarihte Kuran’dan muktebes (alınan bilgilerle hazırlanmış) olan Risale-i Nur etrafında toplanan, bütün kuvvetleriyle Kuran hizmetlerine çalışan Hizb-ul Kur’an’ın faaliyeti ve delalet (sapkınlık) ve zındıkaya (dinsizliğe) manen galebe ettikleri (galip geldikleri) bir zamana tevafuku (denk gelmesi) ise istikbalde (gelecekte) tam galebelerine (tam galibiyetlerine dair) bir ima-i gaybidir (gizli bir işarettir). (8. Lem’a, Keramet-i Gasviye)

Bediüzzaman Said Nursi bu sözünde, ayetin “...hiç şüphe yok galip gelecek olanlar Allah’ın taraftarlarıdır” cümlesinin ebced değerinin, Hicri 1350 tarihini verdiğini ve bu tarihte Kuran ahlakının bir galibiyeti olacağına işaret ettiğini bildirmiştir. Ancak ayetin ayrıca, bunun gibi gelecekte de yine Kuran ahlakının üstün geleceği bir başka dönem olacağına dair gizli bir işaret içerdiğini de hatırlatmıştır.

Nitekim ayetin bu cümlesinin Arapça yazılımında yer alan baştaki “fe” harfi de hesaba katılarak ebcedine bakıldığında, bu sefer de ebced değeri 80 çıkmaktadır. 1350 üzerine 80 ilave edildiğinde de Hicri 1430 etmektedir ki, bu tarih de miladi olarak “2008 yılını” vermektedir. Allah’ın izniyle bu tarih Bediüzzaman’ın sözlerinde belirttiği ayetin, Kuran ahlakının gelecekteki, Darwinist, materyalist ve ateist felsefeler gibi dinsiz akımlar karşısındaki tam galibiyetine işaret etmektedir.

http://www.risaleinurarastirma.com/


 

Bir de derler ki: "Rabbinden üzerine bir ayet (mucize) indirilse ya!.." De ki: "Gayb yalnızca Allah'ındır, siz bekleyedurun; ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim." (Yunus Suresi, 20)

 

Ebced: 2002 (Şeddesiz)



 

İşte, göğün ve yerin Rabbine andolsun ki, şüphesiz, o (size va'dedilen) sizin (aranızda) konuştuklarınız kadar, elbette kesin bir gerçektir. (Zariyat Suresi, 23)

 

Ebced:

Hicri:1459, Miladi: 2036

 

www.kiyametgunu.com


 

Ekonomik kriz devam ediyor

Ne Demişti

Ne Oldu

Çay TV, 31 Ocak 2009

Adnan Oktar: 2007'de başladı bu kriz, 2014'e kadar hepsini yutacak bütün sistemi yutacak ve çok gariban, çok zavallı hale gelecekler ve diz çökecekler yani kurtarın bizi diyecekler, o hale gelecekler.Ve kıtlık da gelişecek bunun sonucu olarak. …Kuran’da geçen Karun olayı şu an ahir zamanda oluşmuştur. Yani Karun’un bütün hazineleri yerin dibine batıyor şu an. Ki Karun’un hazineleri ünlüdür biliyorsunuz ve çok büyük olduğunu belirtir Kuran. Gücünün, ekonomik gücünün çok büyük olduğunu belirtir. Bunların da ekonomik gücü çok büyüktü. Ama Yusuf Suresi’nde belirtilen o kıtlık dönemine girdiler işte şu an. Ve yedi yıl sürecek bu kıtlık döneminde bayağı tabir-i caize adam olacaklar, dizleri yere gelecek. Ve İslam’ın, Kuran’ın değerini bilecekler. Türk İslam alemi bunları yine kurtaracak sonunda. 


Çay TV, 18 Şubat 2009 

Adnan Oktar: Ekonomik krizin nedeni de yine budur. Kendilerince çok akılcı olduklarını, çok iyi teknik detaylara sahip olduklarını iddia ediyorlardı. Bakın tam anlamıyla bir tufan başladı, ekonomik tufan başladı ve hiçbir şekilde de durduramıyorlar. Nerede bunların ekonomistleri, profesörleri, bankaları, para basma makineleri, altın depoları nerede bunların? Niye durduramıyorlar? Durduramazlar. Çünkü asıl insana yatırım yapmadılar. Altına, paraya yatırım yapmayla bu işler olmaz. Binaya yatırım yapmakla olmaz... Bunun çözümü insana yatırım yapmaktır. Egoistlikten, bencillikten insanların uzak durması, son derece samimi olması, Allah korkusu, Allah sevgisi, coşkun bir muhabbet, kardeşlik bağı, fakirlere karşı sevgi, acıma ve merhamet duygusunun gelişmesi, bunlarla çözüm olur. Yoksa egoistliğin, bencilliğin hakim olduğu bir dünyada gece gündüz darphaneler para bassa, gece gündüz ekonomistler sabaha kadar çalışsalar hiçbir netice alamazlar. Bu tufanını durduramazlar ve durduramıyorlar. Durduramadıklarını da görecekler...  


American Public TV, 19 Aralık 2008

Adnan Oktar:  ...  bu krizin geri dönüşü pek yoktur. Muhtemelen yedi yıl devam edecek. Kuran’da buna işaret var.  Yani 2007 de başladı, 2014’e kadar devam edeceğini tahmin ediyorum..

Samanyolu Haber, 17 Kasım 2010

Türkiye, 17 Kasım 2010

Türkiye, 18 Kasım 2010



 

Harika Canlılar



 

Somon balıklarının dev okyanusta yollarını bulmasını sağlayan doğal pusula sistemine ve dünyanın en hassas koku algısına sahip olması, bir arının bulduğu çiçek kaynağı hakkındaki tüm gerekli bilgileri diğer arılara vücudunu titreştirerek yaptığı dansla öğretmesi, Monark kelebeklerinin dördüncü neslinin diğer nesillerden daha uzun yaşaması ve yaptıkları göç, Dünyanın önde gelen helikopteri Skorsky'nin son modelinin tasarımının, küçücük bir böcek olan yusufçuk örnek alınarak gerçekleştirilmesi.

Bu film boyunca izleyeceğiniz canlılar, doğadaki yaratılış mucizelerinden yalnızca birkaçıdır:

www.harunyahya.tv/videoDetail/Lang/1/Product/2864/HARIKA_CANLILAR_1_(BAL_ARISI,_SOMON,_MONARK,_YUSUFCUK)
 


 

Evrimcilerin Teorilerini Savunacak Hiçbir Bilimsel Delilleri Yoktur

Evrimciler, insanın maymunlarla ortak bir atadan evrimleştiği iddiasını delilsiz olarak kabul ederler, ancak bu evrimin nasıl olduğu sorusuna "bilmiyoruz, belki gelecekte bir gün anlarız" şeklinde hiçbir bilimsel değeri olmayan bir cevap verirler. Örneğin evrimci paleoantropolog Elaine Morgan şu itiraflarda bulunur:

İnsanlarla (insanın evrimiyle) ilgili en önemli dört sır şunlardır:

1) Neden iki ayak üzerinde yürürler?

2) Neden vücutlarındaki yoğun kılları kaybettiler?

3) Neden bu denli büyük beyinler geliştirdiler?

4) Neden konuşmayı öğrendiler? Bu sorulara verilecek standart cevaplar şöyledir:

1)Henüz bilmiyoruz. 2) Henüz bilmiyoruz. 3) Henüz bilmiyoruz. 4) Henüz bilmiyoruz. Sorular çok daha artırılabilir, ama cevapların tekdüzeliği hiç değişmeyecektir. (Elaine Morgan, The Scars of Evolution, New York: Oxford University Press, 1994, s. 5)
 


 

Bir insan hayatı boyunca materyalist telkinlerin etkisi altında kalmış olabilir. Bu telkinler nedeniyle gerçekleri samimi olarak düşünme fırsatı bulamamış olabilir. Ancak bu durum tüm hayatını yanılgılar içinde devam ettirmesini gerektirmez. (http://www.kadernedir.com) Yapılması gereken, doğruyu gören bir insanın, vicdanının ve aklının sesine uyarak yanlış olanda ısrar etmemesidir. Her insanın, Kuran-ı Kerim'de bildirildiği gibi, vicdanıyla doğruyu gördüğü halde bundan kaçınan bir kişi olmaktan sakınması gerekir:

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

Doğruyu gören ve tasdik edenler ise Allah'ın izniyle hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa kavuşanlar olacaktır:

Doğruyu getiren ve doğrulayanlara gelince; işte onlar muttaki (takva sahibi) olanlardır. (Zümer Suresi, 33)

 


 

İskelet Başlı Başına Bir Mühendislik Harikasıdır.

Vücudun taşınması ve korunması gibi önemli bir görevi üstlenen kemikler, bu işi rahatlıkla yerine getirebilecek kapasitede ve sağlamlıkta yaratılmışlardır.

Örneğin uyluk kemiği, dikey durumda bir ton ağırlığı kaldırabilecek kapasitededir. Nitekim atılan her adımda bu kemiğimize, vücut ağırlığımızın üç katı kadar bir yük binmektedir. Hatta sırıkla yüksek atlama yapan bir atlet yere inerken kalça kemiğinin her santimetrekaresi 1400 kiloluk bir basınca maruz kalır. Peki kemik denen ve bir tek hücrenin bölünmesi sonucunda ortaya çıkan bu yapıyı, bu kadar kuvvetli kılan nedir? Sorunun cevabı kemiklerin eşsiz yaratılışında gizlidir.

Konuyu daha iyi anlamak için günümüz teknolojisinden bir örnek vermek yerinde olacaktır. Büyük ve yüksek yapıların inşasında kafes sistemleri kullanılır. Bu inşaat tekniğinde yapının taşıyıcı elemanları, yekpare yapıda değil, birbiri içine geçmiş, kafes şeklinde çubuklardan oluşur. Ancak bilgisayarların yapabileceği karmaşık hesaplar sayesinde, büyük köprüler ve endüstriyel yapılar çok daha dayanıklı ve daha ucuza inşa edilmektedirler.

İşte kemiklerin iç yapısı da, insanların binalarda ve köprülerde kullandığı bu kafes yapı sistemiyle benzer bir yapıdadır. Önemli bir farkla; kemik içindeki sistem, insanların geliştirdiğinden çok daha üstün ve karmaşıktır. Bu sayede kemikler, hem son derece sağlam, hem de rahatlıkla kullanılabilecek hafifliktedirler. Eğer aksi olsaydı, yani kemiklerin içi, dışı gibi sert ve tamamen dolu olsaydı, hem kemik ağırlığı insanın taşıyabileceğinin çok üzerinde olurdu, hem de kemiğin yapısı gevrek ve sert olup en küçük bir darbede çatlama ve kırılma yapardı.

Kemiklerimizin bu mükemmel tasarımı, bizim son derece rahat bir hayat sürmemizi, çok zor hareketleri kolaylıkla ve hiç acı duymadan yapabilmemizi sağlamaktadır. Kemiğin yapısının bir başka özelliği de vücudun gerekli bölgelerinde esnek bir yapıya sahip olmasıdır. Örneğin göğüs kafesi; kalp ve akciğer gibi hayati organları korurken, bir yandan da akciğerlere havanın dolmasını ve boşalmasını sağlayacak şekilde genişler ve büzülür. 

... Kemiklere de bir bak nasıl bir araya getiriyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz?... (Bakara Suresi, 259)
 


 


2011-06-21 21:02:48

Harun Yahya Etkiler | Basında Harun Yahya | Sunumlar | Ses kasetleri | İnteraktif CD'ler | Konferans setleri | Radyo programı / Piyesler | Broşürler| Site Hakkında | HarunYahya.net | Ana sayfanız yapın | Sık kullanılanlara ekle | RSS Servisi
Bu sitede yayınlanan tüm materyaller, Sayın Adnan Oktar’ı referans göstermek koşuluyla telif hakkı ödemeksizin kopyalanabilir ve çoğaltılabilir
© Sitemizde ve diğer tüm Harun Yahya eserlerinde yer alan Sayın Adnan Oktar’a ait şahsi fotoğrafların bütün yayın hakları Global Yayıncılık Ltd.Şti’ne aittir. Kısmen de olsa izinsiz kullanılamaz ve yayınlanamaz.
© 1994 Harun Yahya. www.harunyahya.org
page_top